Press Enter to Search

âb-ı hayat

"Geçmişten Günümüze İstanbul'da Su ve Su Kültürü" başlığı altında derlenen yazıların ana ilgi alanını; son derece kısıtlı su kaynaklarına sahip büyük bir şehirde yaşayan insanların, içmek ya da günlük ihtiyaçlarını karşılamak için gereksinim duydukları tatlı suların temin edilmesi, yani şehre ulaştırılması ve kullanıma sunulması oluşturmaktadır.

Şehrin içinde bulunan ya da şehrin dışında bulunup çeşitli yollarla kullanıma sunulan tatlı suların yolculuğunun anlatımı, bu çabanın şehrin ve insanların üzerinde bıraktığı mimari ve düşünsel izlerin takip edilmesi anlamına gelmektedir.

Yukarıda tanımlanan ilgi ve sınırlılıklardan dolayı, bu makalede Hellen ve Geç Roma dönemlerinin Byzantionu'nun veya Bizans döneminin Konstantinopolisi'nin su mimarlığından geriye kalan bütün kalıntıların işlevsel ya da sanatsal açıdan incelenmesi değil, kendiliğinden ortaya çıkmış, ama her biçimde, içinde yaşayan insanların süreklilik gösteren çabalarının ve yaşamlarının aynası olabilecek bilgilerin bir araya getirilmesi amaçlanmıştır.

Önsöz

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi, yalnız İstanbul için değil, tüm Türkiye için büyük bir önem taşımaktadır. Bizler İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı olarak, bunun bilinci içinde; benzersiz kültürel mirasımızın korunması, sergiler ve yayınlar yoluyla tanıtılması çalışmalarına, her anlamda destek olmaya devam etmekteyiz.

Türkiye’nin en önemli müzelerinden biri olan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, yaklaşık üç ay boyunca, “Âb-ı Hayat: Geçmişten Günümüze İstanbul’da Su ve Su Kültürü Sergisi”ne ev sahipliği yapacak olmanın heyecanını yaşamaktadır. “Âb-ı Hayat: Geçmişten Günümüze İstanbul’da Su ve Su Kültürü Sergisi” ; yüzyılların ötesinden gelen nadide eserlerini, yaklaşık yüz yıldır sergi ve yayınlar yoluyla insanlığın kültürel belleğine armağan eden Türk ve İslâm Eserleri Müzesi ve Türkiye’nin kendi alanında lider kuruluşlarından Adell A.fi.’nin düşünsel birlikteliği ve ortak çalışması sayesinde ziyaretçilerin beğenisine sunulmaktadır.

Tarih bizlere göstermiştir ki, İstanbul, yalnız kültürlerarası bir köprü değil, aynı zamanda, kültürlerin erime potasıdır. Bir yanda, antik çağdan beri İstanbul’un varlığını belirleyen Akdeniz Uygarlığı; diğer yandan, günümüzde anıtsal mimari öğeleriyle yaşamaya devam eden Roma ve Bizans uygarlıkları ve en nihayetinde, Osmanlılar ve Türk-İslâm Kültürü…

Söz konusu kültürel bileşenler, İstanbul’un, görenlerin hayranlık duyduğu, o birbiri içine geçmiş, karmaşık, ama uyum içindeki kültürünü yaratmışlardır. “Âb-ı Hayat: Geçmişten Günümüze İstanbul’da Su ve Su Kültürü” sergisi, âdeta “Âb-ı Hayat” gibi olan, suyun varlığı ve su kültürünün özelinde, İstanbul’un sonsuzluğu çağrıştıran imgelerini göstermeyi başarmaktadır.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı olarak, bu önemli projenin hayata geçirilmesinden dolayı son derece gururluyuz. Hepinizi, şehrimizin kültür tarihine katkı sağlayan bu sergiye davet ediyor, saygılar sunuyorum.

HAYATİ YAZICI
Eski Devlet Bakanı

Önsöz

Yaşamın kaynağı olan su, eski çağlardan beri kutsal kabul edilmiştir. Suyun yaşam için önem ve gerekliliğinden ötürü, insanoğlu eski çağlardan beri suyun bulunduğu kaynaklara yakın yerleşmeyi tercih etmiştir. Özellikle, Geç Hitit, Frig ve Urartu dönemlerinde suya verilen önem nedeniyle, kayaları oyarak su çukurları ve basamaklı su sarnıçlarını meydana getirmişlerdir. Bu gelenek sonraki dönemlerde de devam etmiştir.

Bir dünya şehri olan ve iki kıtanın birleştiği bir coğrafya üzerinde bulunan İstanbul’un su kültürü ve su sorunu şehrin geçirdiği evrelerdeki şartlara uygun olarak çözülmeye çalışılmıştır.

İstanbul, yüzlerce yıl boyunca Akdeniz’in tek büyük kültür odağı olarak var olmayı başarmış, sayısız seyyahı yalnız bu nedenle bile kendisine çekmiştir. Tarihinin kırılma dönemlerinde, siyasal etkinliği azalmış, başkent olma sıfatını yitirmiş olmasına rağmen, kültür kenti olma özelliğini hiçbir zaman yitirmemiştir.

Grek şehri Byzantion, Roma ve Doğu Roma (Bizans) şehri Kostantinopolis ve Osmanlı şehri İstanbul: birbiri üstüne gelen, ama bir sonrakine dönüşürken yok olmayan, yaşattıklarıyla yeni kültürel biçimlenmeye katkı veren benzersiz bir şehirdir.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi, tüm bunların bir kez daha vurgulanması açısından yeni bir fırsat oluşturmuştur. Bu bağlamda tasarlanan “Âb-ı Hayat: Geçmişten Günümüze İstanbul’da Su ve Su Kültürü” sergisi mimarideki günlük yaşama, yaşamsal gerekliliğin, uzun tarih boyunca, kültüre ve sanata yön verirken benzer biçimler aldığını anlamını taşımaktadır. Valens (Bozdoğan) Su Kemeri gibi Osmanlı su mimarlığına ilham kaynağı olmuş bir yapı, Yerebatan Sarnıcı, Binbirdirek Sarnıcı gibi sayısız kapalı sarnıç, zamanın acımasız etkilerine karşın, tüm anıtsallıklarıyla, antik dönemden bu yana gelen kültürel mirasın, şehrin yüzünde apaçık görülen izleridir. Diğer yanda, incelmiş bir zevkin, yüksek bir sanat anlayışının ürünleri olan anıtsal çeşmeler, göz kamaştırıcı sebiller, zarif şadırvanlar, temizlik kültürünün aynası olan hamamlar… Yeni bir yaşam biçiminin ve düşünüşün izleridir.

Hepsi birlikte şehrin yüzüne izlerini bırakmış, hepsi birlikte bu benzersiz şehrin belleğinde yer etmişlerdir.

ERTUĞRUL GÜNAY
Eski Kültür ve Turizm Bakanı

Önsöz

Su, bütün dinlerde, kültürlerde kutsal kabul edilir, hayatın vazgeçilmez kaynağıdır ve gücü temsil eder. Su, vücudumuz için en mükemmel ve en doğal olan “iyileştirici ilaç” tır. Su, beden yorgunluğumuzu aldığı gibi, ruhsal olarak da rahatlamamızı sağlar. Su, bulabileceğimiz en mükemmel iyileştirici iksirdir. İnsanın ruh dünyasını kısa zaman içinde pozitif etkileme gücüne sahip yegâne içecektir.

Su, yaşam demek… Su hayatın kaynağı, yaşamın iksiridir. Yaklaşık 300 milyon cilt hücresi enerji gereksinimini karşılamak ve yeniden yapılanmak için suya ihtiyaç duyuyor. İnsan organizması için en önemli enerji ve güzellik kaynağı olan su, besinleri vücuda taşıyor, sağlıklı bir kan dolaşımını garantiliyor. Hayat kaynağımız su, sadece bununla kalmıyor, beden sağlığımız yanında ruh sağlığımızı da koruyor. Vücudu arındırırken, doğaya yaklaştırıyor.

Su canlıdır, akıllıdır ve kendisine önem verip ilgilenenlerle canlı bir diyalog kurar. Su, düşüncelerimize cevap verir. Su, kristal yapısında olan değişimleri yansıtarak bizimle konuşur. Su sesinin terapi özelliği olup tedavi değeri olan bir sestir. Su, kuraklıktan çatlamış toprağın ihtiyacıdır. Kurak toprağın aşkıdır, sevgilisidir. Su, susamış ağacın, boynu büyük karanfilin ihtiyacıdır. “Suyun ahlakı temizdir, ateşe bir tek o karşı koyabilir.” diyor Bachelard, Ateşin Psikalanizi’nde. Mevlana’nın tasında şifadır su. Yeni dikilen fidanın, atılan tohumun can dostudur su.

İlk çağlardan bugüne, su terapileriyle hastalıklara çare bulunuyor. Başka bir şifa kaynağı olan jeotermal suların önemli bir kuşağı üstünde bulunan Türkiye, bu zenginlik açısından dünyadaki ilk yedi ülke arasına giriyor.

Su bazen akar, bazen coşar, bazen sızar. Akacak mecrâ bulamadığında ise buharlaşıp göğe kaçar. Gökte toplanır; bulutlarda aklanır. Gezer yükseklerde ama oradan tekrar akar dünyaya. Birikir, birikir, birikir. Sen misin toplayan suyu, bendine sığmaz taşar. Su varsa hareket vardır. Suya ulaşan, suyla ulaşır varacağı mekâna.

İnsanın dünya üzerindeki serüveninin başından bu yana en önemli yol arkadaşı su olmuştur.

Susuz bir yaşam mümkün değildir. İnsanın suya duyduğu aşk, tarih boyunca uygarlığımızı şekillendiren en önemli unsur olmuştur. Büyük uygarlıklar dünyanın can damarlarının, büyük nehirlerin yanında kurulmuştur. Nil Nehri ile beslenen Mısır, bu uygarlıkların en eskisiydi. Bilinen ilk sulama kanalları da Nil’den tarlalara su taşımak için M.Ö. 3500’lerde inşa edildi. Mısırlıları Mezopotamya’da Sümerler izledi. Hititlerin armağanıdır bize barajlar. Su yollarının ustaları Urartular. Kültürleri birleştiren Türkler. Su yapılarında Türklerin imzası. Suyun gökkuşağına aşkı; Ebru Sanatı… Rüştün suyla ispatı; Osmanlı su yolları.

Medeniyetlerin yükseldiği şehirler, nehir ve deniz kıyılarında kuruldu. İnsanlar hayatta kalabilmek için hep suya koştular, gerektiğinde bir yudum su için savaştılar da. Aslında insanlık tarihi,bir ‘suyu arayış tarihi’ dir. Bu sebeple hemen her kültürde kutsallık izafe edilen su, tarihin hiçbir döneminde sadece H2O olmadı, her zaman zengin kültürleri taşıyarak aktı. Tüm medeniyetlerde su, içerisinde mistik bir arıtma ve temizleme gücü barındıran saflığın, sadeliğin, bilgeliğin sembolüdür. İnsanlığa hizmet olarak Osmanlı Devleti zamanında bir medeniyet kaynağı olarak kullanılan sular, sebil, hamam, sulama kanalı ve içme suyu olarak Osmanlı coğrafyasının her yerinde vatandaşların hizmetine sunulmuştur.

Tarih boyunca çeşmeler, sebiller, hamamlar, şadırvanlar, sarnıçlar, ayazmalar, su yolları ve su kemerleri bu kültürün eserleri olarak ortaya çıkmıştır.

Osmanlı kültüründe suyun ayrı bir yeri vardır ve çeşmeler bu kültürün en önemli bir parçasıdır. Eskiden bu çeşmelerin lülesinden su, başından da semt halkı hiç eksik olmazdı. Kullanımı yaygınlaşan musluklar, sonraki yıllarda gerek kullanıldığı yerler, gerekse malzeme ve yapımda kullanılan teknikler açısından farklılıklar göstermiştir. Hatta musluk yapımında çeşitli maden alaşımları ve bezeme teknikleri kullanılmıştır. Önceleri bakır-kalay alaşımı, daha sonraları da bakır-çinko alaşımı kullanılarak imal edilen musluklar, saray ve önemli yapılar için gümüş alaşımı ya da gümüş ve tombaktan yapılmıştır. Muslukların yapımında kullanılan yılan, ejder, koç başı gibi formlar, geometrik ve bitkisel motifler büyük bir çeşitlilik göstermekte ve dönemin zevk ve anlayışını, bazen de dini, kültürel değerlerini yansıtmaktadır.

Bir yere su getirmek, insanları su ile buluşturmak sevapların en büyüğüydü. Bu nedenle Anadolu’da pek çok çeşme yaptırılmış, mahalle çeşmesi halkın kaynaşma noktaları haline gelmiş, komşulara iletilecekler burada paylaşılmıştır. Bazı mahalleler, adlarını mahalle çeşmelerinden almıştır.

Kıymetini kaybetme noktasına geldiğimizde anladığımız su olgusu, kuraklık ve susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya olan tüm dünya ülkelerince düzenlenen toplantılarda, sempozyumlarda tartışılmaktadır. Hepimiz biliyoruz ki, bu sorunlar yeni bir bakış açısı, izlenecek bilinçli politikalar ve yeni bir yönetim anlayışıyla aşılabilir.

Adell, su kültürünün seçkin örneklerinin korunmasını ve gelecek nesillere aktarılmasını hedeflediği sosyal sorumluluk projesiyle bir müzenin ilk adımlarını atmaktadır. “Âb-ı Hayat” sergisinde koleksiyonumuzda yer alan tarihî muslukların yanı sıra, ibrikler, maşrapalar, şifa tasları, mataralar, hamam kültürüne ilişkin eserler, işlemeli bezler, havlular, çeşme gravürleri, kartpostallar, belgeler ve dokümanların bir kısmı sergilenmektedir.

Su armatürleri sektöründe lider kuruluşlardan birisi olan ADELL Armatür, sosyal sorumluluk bilinciyle hareket etmekte ve bu doğrultuda, bir taraftan Türkiye ve dünyayı sağlıklı suyla buluştururken diğer taraftan da tarihî ve kültürel mirasımıza sahip çıkarak su medeniyetimizle ilgili seçkin eserlerin koleksiyonunu yapmaktadır. ADELL Armatür koleksiyonunun bir bölümü, Sayın Cumhurbaşkanının da teşrif ettiği 2009 Dünya Su Forumu’nda sergilenmiştir. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Âb-ı Hayat” sergisi ile, ADELL Armatür, çok köklü bir geçmişe dayanan su medeniyetimizin geçirdiği evreleri gözler önüne seren değerli eserlerinden oluşan koleksiyonunu kitlelerle buluşturmanın haklı gururunu taşımaktadır.

Projenin gerçekleşmesi aşamasında yardımlarını esirgemeyen Devlet Bakanı Sayın Hayati Yazıcı’nın şahsında, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Genel Sekreteri Sayın Yılmaz Kurt’a, 2010 Ajansı Geleneksel Sanatlar Yönetmeni Ömer Faruk fierifoğlu’na, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın şahsında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi Müdürü Seracettin fiahin ve Müze’nin değerli uzman ve çalışanlarına ve Korpus Kültür Sanat Yayıncılık’a,başta, Kapalıçarşı Bedesten’den Y. Adnan Baykal olmak üzere koleksiyonumuza eserler kazandıran, yardımlarını esirgemeyen bütün dostlarımıza, koleksiyon ve koleksiyonerlik bilincinin gelişimi için yıllardır çaba gösteren Collection Club Başkanı fierif Antepli’ye, eserlerin doğru okunmasında yardımlarını esirgemeyen H. Yıldırım Ağanoğlu’na, bilgisi ve tecrübesiyle koleksiyonumuza katkıda bulunan değerli dostumuz ve danışmanımız Güner Liman’a , editörümüz Mesut Gök’e tüm müşteri ve tedarikçilerimize, çalışanlarımıza teşekkürü bir borç bilir, şükranlarımızı sunarız.

Su kadar sakin ve esnek, su gibi aziz olun.
RECEP ALİ TOPÇU
Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı
t Twitter f Facebook g Google+